26 Ocak 2010 Salı

umut

başladı
geriden gelerek
getirdiklerimizle
hayalle, gerçek arasında
yaşanacakların
bilinmeyen rotasında
yaşananlar
yaşlandı
oysa başlangıclar
umut mavisi
mavinin bin bir tonları
gözlerinde kayboldu
kelimeler daha mı? çok konuşdu
susdun
yaşam mı?
gençleşti...
geriye kalan
ucu kırık
yaşam

11 Ocak 2010 Pazartesi

....

söz buğulanıp akmış
kirpiğinin ucuna
yarın olsun yine git
arılık duruluk ol
titresin göğsünde
ıtır üç günlük
ay doğ kıvrıl ruhuna"
Kıvrılıp gittim ruhuma.
Ay yeniden doğdu. Arındırn (mı?) yaralarımdan.
Ancak öylesine derin bir yara ki bu; ne kapanmak biliyor, ne iyileşmek.
Aşk yarası mı desem, ten yarası mı?
Nedir acıyan içimde? Tam iyileşti, kabuk bağladı derken,
nedir kabuğu kaldıran,
nedir yarayı kanatan?

28 Aralık 2009 Pazartesi

gece

geceden kalmış
gündüze mor küskünlük,
çevirmiş sırttını güneş
kızılla çalan ışıklarını,
bulutlar,
boyamış maviyi
siyaha
gökyüzü senfonisi susmuş
yer,
gök susmuş
gök karışmış
grimsi siyaha
beyaza boyamalı

zaman

gençliğimizde ezberlediğim roller
dargeçitler sarp patikalar ufuk
hayatımız oldu bizim
eksile eksile gelen kader
yan yana duran bütün zamanlardan
geçerken kaybolmuş yolunu
kuzeyden gelen ışık
doğudan gelen rüzgar
güneyden gelen ölüm
yarısı silinmiş
kalıntılarda
eksiltiyor zaman

8 Aralık 2009 Salı

bitmeyen şiir

ağzimda kocaman leke
aşk ve köz
su ile söz
beraber olamadı
hiç bir yerde
bıraktığın izler
bir yüreğe atılan,
bir sayfaya yazılan yada 
tuvale yansıyan

izler gibi
  

1 Aralık 2009 Salı

ram


şimdi adsız ve yapayalnız geri dönüyorum
aşklarımın, ayrılıklarımın bütün borçlarını ödeyerek

haklı savaşlardan çıktım, ruhum canlı
senden aldığım çocuklukla yeni bir ömre başlıyorum

asmalar duaya dururdu ya. öyle derdin. işte o zaman
yüzünde ölümsüz bütün canlıların gülümseyişi

avuçlarımın içinde ellerinin öldüğünü gördüm
güneşten aldığın yeni kanatlar, cehennem nehirler...

geldin. karşılaşılan iki nehir gibiydik aynalarla
aynı yüzle sürüklenip gelen,
tek ve göz kamaştıran bir nehir

kutsal direnme yeri burası, burda insan
hayal kurduğu kadar tanrı, düşündüğü kadar dilenci

dedin ve yüzümün çiceğini koparıp gittin.

zamanla bile düşünürken çocuklaşır
" umut işkenceyi uzatmaktan başka nedir ki!"

gece gibi susmak kaldı bize,
gündüz gibi konuşmak

gühahsızlığın altın devri kapandı
ezildiğimiz kadar boynumuz dik

aşkı anlatmak için ille de acı
acıyı anlatmak için ille de aşk

soğuk kılıç kızgın metalden dökülür
bilirsin. hergün taze ölülerle büyüyen

bir mezarlıktır kalbim
yüzümü taşıran damla, senin gözyaşındı

yaşıyorsun ya....